13.12.07

Bitkilerin Sosyal Yaşamı

Bitkilerin Sosyal YaşamıToprağa bağlı şekilde, hareketsiz gibi duran, aklı ve bilinci olmayan bitkilerin, akrabalarını tanıyıp iletişim kurduklarını, seyahat ettiklerini, sosyal ilişkiler kurduklarını biliyor muydunuz?

Aile Bireyleri Arasındaki Sosyal Dayanışma

Yapılan araştırmalar bilinçleri ve hafızaları olmamasına rağmen bitkilerin yakın aile bireylerini yani türdeşlerini tanıyabildiklerini ve bu şekilde işbirliği yaparak birbirlerine destek olduklarını ortaya koymuştur. Oldukça karmaşık olan bu sosyal etkileşimi ilk defa Kanada Ontario McMaster Üniversitesi’nden Susan Dudley ve Amana File bulmuştur. Yaptıkları araştırmada denizde yetişen yabani bitkilerin gelişirken, kendi akrabaları olmayan bitkilerle yanyana olduklarında her yeri kaplayarak büyüdüklerini fakat kendi türleri söz konusu olduğunda toprağı paylaştıklarını saptamışlardır. Çeşitli türler üzerinde yapılan gözlemler bitkilerin hemen hepsinin bu tür davranışlar sergilediklerini ortaya koymuştur. Nitekim Kuzey Amerika’da yetişen deniz roketi adındaki bir bitki türü, kendi türünden olmayan bitkilerle aynı saksıya ekildiğinde daha güçlü köklenmiş, fakat kendi türünden bir bitkiyle ekildiğinde bu kadar güçlü kök salmamıştır. Bu dayanışma, hayvanlarda yaygın olarak görülen ve yakın akraba olan hayvanların grup olup kendi türlerini korumasının bir benzerinin bitkilerde de var olduğunu göstermektedir.

Bitkilerin arasındaki bu sosyal dayanışma Darwin’in, güçlünün güçsüzü ezdiği yanılgısını öne sürdüğü evrim teorisini çürütür. Çünkü bitkilerin arasında, güçlü olanın kendi türünden diğer bitkileri yok edip tek başına büyümesi değil aksine kendi gelişimini yavaşlatarak kardeşlerinin de gelişmesine imkan sağlaması durumu geçerlidir. Peki, bitkiler arasındaki bu dayanışma nasıl gerçekleşir?

Bitkiler birbirleri ile yarışarak kaynakları tüketmenin yarar getirmeyeceğinin bilincindeymiş gibi, türdeşlerinin bulunduğu ortamlarda sınırlı kök büyümesi ya da sap uzunlukları ile büyümelerini yavaşlatır ve yanlarındaki türdeşlerinin gelişmesine izin verirler. Peki, bitkiler diğerlerinin kendi türlerinden olup olmadığını nasıl anlarlar? Bu hala bilim adamları tarafından çözülememiş bir sırdır. Hayvanların kendi aile bireylerini tanımalarını sağlayacak gözleri, beyinleri, koku alma duyuları, öğrenme ve öğrendiklerini hafızalarında tutma özellikleri vardır ancak bitkilerde bu sayılanlardan hiçbiri yoktur. Peki, bu durumda bitkiler birbirlerini nasıl tanırlar? Bazı araştırmacılar bitkilerin kökleriyle iletişim kurabildiklerini ve her bitkinin kendi familyasına has, küçük kimyasal işaretleri olduğunu iddia ederler. Bilim adamlarının henüz çözemedikleri bu “gizemli tanıma sistemini” bitkiler yaratıldıkları ilk andan beri kullanarak aile bireylerini korumaktadırlar. Ayrıca birbirleriyle ne kadar az yarışırlarsa diğer grup üyelerinin o kadar iyi gelişeceğini bilir gibi, kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı halde diğer aile bireylerinin de güçlü olması için çaba sarf etmektedirler. Bu, elbette büyük bir mucizedir. Aklı ve bilinci olmayan bitkilerin arasındaki bu dayanışma kuşkusuz üstün akıl sahibi Yüce Allah’ın onlara ilhamının bir sonucudur. Yüce Allah bir Kuran ayetinde bitkiler üzerindeki muhteşem sanatına şöyle dikkat çeker:

Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır. (Hac Suresi, 63)

Bitkiler Arası İletişim

Araştırmalar bitkilerin arasında iyi bir iletişim olduğunu ortaya koymuştur.

Bazı bitki türleri yaprak yiyen böcekler tarafından yapılan saldırılara karşı, düşmanlarıyla beslenen başka böcekleri cezbedip kendilerine çağıran kimyasal bir madde üretmektedirler. Burada asıl dikkat çeken nokta ise komşu bitkilerin de benzer çağrılarda bulunarak böceklerin yapraklarını yemelerini önlemeleridir. Komşu bitkiye iletilen bu uyarı sinyali ise elbette tesadüflerle açıklanamaz.

Japonya’da Kyoto Üniversitesi’nde yapılmış bir araştırmada, böcekler tarafından istilaya uğramış bitkiler tarafından gönderilen başka bir dayanışma çağrısı daha bulunmuştur. Yaprakları böcekler tarafından yenen bitki, kardeş bitkiye (türdeşine) sinyal göndererek düşmana karşı onu uyarmıştır.

Buraya kadar incelediğimiz birkaç örnek, bitkilerin birbirleri ile sessiz bir dil geliştirerek iletişim kurduklarını göstermiştir. Oysa bitkilerin kendi varlıklarından da, gerçekleştirdikleri mucizevi işlemlerden de haberleri yoktur. Çünkü bitkiler de, kainattaki her şey gibi onları da yaratmış olan ve her an yaratmaya devam eden Yüce Allah'ın kontrolündedirler. Rabbimiz Kuran'da bitkilerin Kendisi'ne boyun eğdiğini bizlere bildirmektedir:

Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler. (Rahman Suresi, 6)

Seyahate Çıkan Bitkiler

Bitkiler toprakta sabit gibi görünebilirler ama aslında onlar da gezer ve seyahat ederler. Üstelik bazıları dünya turuna bile çıkar. Bitkilerin bu seyahatleri evrimciler tarafından ortaya atılan “bitkilerin sözde tesadüfen hareket ettikleri” iddiasını temelinden çürütmektedir. Çünkü Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki dokuz ayrı tür üzerinde yapılan genetik araştırmalar bu bitkilerin dünyaya geldikleri ilk yaşam bölgelerinden 1000 km uzağa gittiklerini göstermiştir. Bu kadar uzun mesafeli ve uluslararası bir yolculuğun tesadüfen olması elbette mümkün değildir. Üstelik bu seyahat özelliği sadece Kuzey Kutbundaki dokuz farklı türle de sınırlı değildir. Kıtaların ayrılmasından sonra Güney Amerika’dan Afrika’ya geçen Kapok bitkisi de uzun mesafeli seyahati sırasında Atlas Okyanusu’nu aşmaktadır. Dünyanın farklı yerlerindeki çeşitli bitki türlerinde benzer bir seyahat anlayışının olması bu yolculukların ancak mükemmel bir organizasyon ile gerçekleşebileceğini göstermektedir. Yolculukları için ulaşım aracı olarak okyanus akıntılarını, rüzgarları hatta buzulları kullanan bitkiler, tohumlarının zarar görmemesi için de çeşitli tedbirler almaktadırlar. Kuşkusuz bitkilerdeki detaylı seyahat sistemleri, iklim değişikliklerinde kendilerine yeni yerler aramaları ya da tohumlarını korumaları bitkilerin kendi istekleriyle olmaz. Bitkilerdeki bu kusursuz detaylar Yüce Allah’ın benzersiz sanatının ve üstün aklının tecellileridir. Yüce Allah bir Kuran ayetinde bitkilerdeki yaratılış delillerini şöyle bildirir:

O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)

Bitkiler Üzerinde Yapılan Her Yeni Araştırma Altınçağ’ın Yaklaştığını Müjdeliyor

Altınçağ olarak isimlendirdiğimiz ve kıyamet öncesinde yaşanacak olan kutlu dönemle ilgili olarak en çok dikkat çekilen konulardan biri tarımsal verimde yaşanacak bolluktur. Bu dönemde yaşayacak kutlu bir şahıs olan Hz. Mehdi’nin herkese bol ürün dağıtacağını anlatan pek çok hadis-i şerif mevcuttur. Peygamber Efendimiz (sav) bu dönemde yaşanacak bolluğa şöyle dikkat çekmiştir:

"İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun (Hz. Mehdi’nin) zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir..." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)

Yapılan bilimsel çalışmalar bitkilerin arasındaki sosyal dayanışmanın tarım alanlarına uygulanması ile ürün veriminin büyük ölçüde artırılabileceğini ortaya çıkarmıştır. Bu şekilde birbiriyle uyum sağlayan aynı familyadan ürünleri bir araya ekmek daha iyi mahsul alınabilmesini sağlayacağından bu Altınçağ’ın yaklaştığına işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bitkilerin Mucizevi Seyahatleri Yüce Allah’ın Üstün Aklının Tecellilerinden Bir Tanesidir

  • Okyanus dalgalarında yolculuk yapan tohumlardan biri olan Mangrov bitkisinin bezelye benzeri kabuğu okyanus boyunca tuzlu suda bir denizaltı gibi yol alır. Sığ suya vardığı zaman dibe batarak kendini kumlu toprağa eker, böylece yeni bir Mangrov oluşmaya hazır hale gelir.

  • Bir Kapok bitkisi türü olan “Ceiba pentandra” isimli yağmur ormanı bitkisi 16 katlı bir binadan daha uzundur. Bu bitkinin çiçekleri bir mevsimde tek bir ağaçtan 50 galon nektar verir. Ağaç çiçeklerinin yaydığı güçlü koku sayesinde yaklaşık 20 km mesafede uçan yarasaları bile kendisine çekebilir. Bu şekilde polenleri için bir taşıyıcı bulmuş olur. Ceiba pentandranın kullandığı başka bir seyahat yöntemi daha vardır. Bitkinin bir ayçiçeği çekirdeği büyüklüğündeki tohumları olgunlaştığında kabarık lifleri ortaya çıkar. Bu tohumlar suda batmaz ve çok büyük ağaçların yetiştiği nehirler boyunca yüzebilir.

  • Arktik bitkiler ise bahar aylarında buzulların erimesi ile Rusya nehirlerinde sürüklenen buzlarla birlikte polenlerini kuzeye, Arktik Okyanusundaki (Kuzey Kutbundaki) adalara kadar ulaştırmaktadırlar.

Sonuç

Yüce Allah bitkilerdeki her yapıyı özel olarak yaratmıştır. Aklı ve bilinci olmayan bir bitkinin yakın akrabalarını tanıması onların gelişmesi için kendi büyümesini yavaşlatması, diğer bir bitkiye kimyasal işaretler göndererek tehlikeyi haber vermesi ve türlerinin yayılması için uzak mesafelere son derece tedbirli ve uzun seyahatler yapması her aşaması tesadüflere dayandırılan evrim teorisini kökünden çürütmektedir. Bitkilerdeki çeşitli özelikleri yaratan üstün akıl sahibi, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah, insanlara kusursuz yaratışının delillerini çeşitli biçimlerde göstermektedir. Rabbimiz bu hakimiyetini ve benzersiz yaratışını ayetlerde şöyle bildirmektedir:

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin Yaratandır...

İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 102)
(Enam Suresi, 101)

Burnumuz 10.000'den Fazla Kokuyu Analiz Edebilir

Burnumuz 10.000'den Fazla Kokuyu Analiz EdebilirÇoğu insan olağanüstü bir kimyasal analiz tesisine sahip olduğunun farkında dahi değildir. İşte bu tesis burnun içindeki koku bölgesinde yer alır, adeta bir kimya fabrikası gibi durup dinlenmeksizin çalışır, çevredeki kokuları tahlil eder. Biz günlük işlerimizi yaparken koku almak için hiçbir çaba göstermediğimiz sırada, o faaliyet halindedir. Geceleyin uyku halinde olduğumuz zaman bile, duman gibi zararlı bir kokuyu fark ederek hemen bizi uyarır. Söz konusu olan öyle benzersiz bir tesistir ki on binden fazla kokuyu teşhis edebilir, üstelik mükemmel bir doğruluk oranı ve duyarlılıkla çalışır. Kokunun kaynağını oluşturan koku molekülleri, değişik şekil ve boyutlardadır ve diğer moleküllere kıyasla daha "küçük"türler. Bahçedeki çiçeklerin etkileyici kokuları, leziz bir yemeğin çekici kokusu veya çürük bir meyvenin itici kokusu farklı moleküllerden oluşur. Burnumuzdaki kimyasal tesis tüm bu molekülleri kolaylıkla teşhis eder. Hatta aynı kimyasal formüle, yani aynı atomlara sahip molekülleri bile anında tanır. Örneğin, "L-carvone" ile "D-carvone" molekülleri arasındaki küçücük farklılık, atomlarının değişik diziliminden kaynaklanır. Bu denli benzerliğe rağmen burnumuz, söz konusu iki molekülü rahatlıkla ayırt edebilir; bunlardan birincisinin kimyon, ikincisinin ise nane benzeri koktuğunu bize bildirir.

Burnun bilim adamlarını hayrete düşüren diğer bir özelliği de mükemmel duyarlılığıdır. Bir kokunun fark edilebilmesi için gereken en düşük konsantrasyon "koku eşiği" olarak adlandırılır. Burnumuzdaki analiz mekanizması akıl durduracak bir hassasiyete sahiptir: Bazı kokuların yoğunluğu havada trilyonda birden az olması durumunda dahi hissedilir. Bizim tek bir koku olarak algıladığımız, aslında çok sayıda farklı molekülün meydana getirdiği bir etkidir. Örnek olarak, beyaz ekmek kokusu yaklaşık 70 değişik koku molekülünden oluşur. Kahvenin kokusunun da en az 150 ayrı kimyasal maddenin birleşiminin sonucu olduğu tahmin edilmektedir. Koku alma sistemindeki üstün yaratılış Allah’ın yaratmasıdır.

Yalı Çapkını

Yalı Çapkınının Suya Dalışı ve Hızlı Trenin Tünele GirişiHızlı trenin çalıştığı hat üzerinde tüneller vardır. Bu durum, mühendisler için çözülmesi gereken başka bir problem oluşturmuştur. Tren tünele yüksek bir hızla girdiğinde atmosferik basınç artar ve gel git dalgaları gibi dalgalara dönüşerek tünelin sonuna ses hızı ile ulaşır. Çıkışa vardıktan sonra ise dalga geri döner. Basıncın bir kısmı tünelin çıkışında serbest bırakılır ve bazen bir patlama sesi oluşur.

Dalgaların basıncı atmosferik basıncın binde birinden az olduğu için "mikro basınç dalgaları" olarak adlandırılır.

Basınç dalgasının etkisiyle oluşan gürültü, insanları rahatsız edecek kadar fazla olur. Tünellerin çok daha geniş yapılması ile bu gürültü azaltılabilir ancak tünellerin kesit alanlarını büyütmek hem zor hem de çok masraflıdır.

Bunun üzerine mühendisler trenin kesit alanını azaltıp burun kısmını yeterince sivri ve pürüzsüz hale getirmenin çözüm olabileceğini düşünmüşlerdir. Nitekim bir deneme treni üzerinde bu fikirlerini uygulamışlar ama yapılan denemede trenin neden olduğu mikrobasınç dalgalarını ortadan kaldıramamışlardır. Bu sorun karşısında doğada benzer durumların olabileceğini düşünen mühendis ve tasarımcıların aklına "yalı çapkını" adlı kuş gelmiştir. Yalı çapkını da suya dalarken, tıpkı trenin tünele girdiği zaman hava direnci nedeniyle ani değişiklikler yaşamasına benzer değişiklikler yaşar. Çünkü yalı çapkını avlanmak için, direnci az olan havadan direnci çok olan suya dalar. Bu durumda 300 km/s ile giden trenlerin de yalı çapkınının gagası gibi dalışını kolaylaştıran bir buruna ve ön yüze sahip olması gerekir.

Japon Demiryolları Teknik Araştırma Enstitüsü ve Kyushu Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda, tünelin mikro basıncını baskılamak için, "dönel paraboloid"in en ideal şekil olduğu ortaya çıkmıştır. Yalı çapkınının gagası yakından incelenecek olursa alt ve üst gaganın kesitinin de aynen böyle olduğu görülür. Yalı çapkınındaki bu eşsiz tasarım sadece bir örnektir. Doğadaki tüm canlılar, hayatlarını devam ettirmelerine imkan tanıyacak kusursuz tasarımlarıyla insanlara örnek olacak şekilde yaratılmıştır.

Örümcekler Aşağı Doğru İnerken Neden Sallanmazlar?

Örümcekler Aşağı Doğru İnerken Neden Sallanmazlar?Yüksek bir yerden ip yardımı ile aşağıya inmeye çalışan bir kişi, iniş esnasında birçok güçlükle karşılaşır. İnerken tutunduğu ip mutlaka sağa sola döner, bükülür ve ipin ucundaki kişi dengesini sağlamak ve düşmemek için büyük çaba sarf eder. Oysa örümceğin ağını oluşturan iplikçikler, örümceğin ipin ucundan aşağıya doğru kayarken güçlük yaşamasını engeller. Böylelikle örümcek sabit bir biçimde sessizce aşağıya iner. Örümceğe bu imkanı sağlayan ise ipeğinin “şekil hafızası”dır. Dağcıların veya yüksek bir yerden ip yardımı ile inenlerin yaşadıkları güçlükleri örümceğin yaşamamasının nedeni nedir? Nasıl oluyor da aşağı iniş yolunda, ipek ipliği dönmüyor?

Çünkü Yüce Allah, diğer tüm ipliklerden çok daha sağlam ve esnek olan örümcek ipeğini, ona “şekil hafızası” kazandıran eşsiz bir moleküler yapı ile birlikte yaratmıştır. Örümcek ipliğini oluşturan proteinlerin moleküler yapısı kompleks bir şekilde birbirinin içine geçmiştir. İşte bu moleküler yapı, ipliğe dönmeye karşı direnç kazandırır, burulma veya bükülme kuvvetini emer, bükülmenin ardından müthiş gevşeme kabiliyetiyle ilk şeklini geri kazanmasını sağlar. Böylece ipin ucundaki ağırlık, burulma etkisine maruz kalarak hızlı bir şekilde dönmez. Kuşkusuz örümcek ipliğinin bu kusursuz özelliği Yüce Rabbimiz’in sonsuz ilminin örneklerinden biridir. Kuran’da Allah’ın üstün gücü şöyle bildirilir:

"İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın Kendisi’dir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten herşeye güç yetirendir." (Hac Suresi, 6)

Tohumlarını Suyla Dağıtan Bitkiler

Tohumlarını Suyla Dağıtan Bitkiler Yaratılış DelillerindendirSuyu kullanarak tohumlarını dağıtan bitkiler kendi ağırlıklarını azaltıcı ve yüzey alanlarını artırıcı bir yapıya sahiptir. Havayla dolu, su üzerinde yüzen bu yapı genellikle meyvelerde ve tohumlarda bulunur. Yüzen dokunun birkaç değişik şekli olabilir. Havayla dolu olan hücrelerde içi boşluklu süngerimsi bir yapı olabildiği gibi hücre aralarındaki boşlukları yok edecek şekilde tohumun içine hava hapsolmuş bir yapı da olabilir. Tohumlar işte bu yapılar sayesinde yüzerler. Bundan başka yüzen dokunun hücre duvarları, suyun içeriye girmesini engelleyecek bir yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca bitkinin bilgilerinin saklandığı embriyoyu korumak için de bir iç katman vardır.

Tropikal bir Afrika bitkisi olan Entada gigas tohumları ise kalp şeklinde çok ilginç bir yapıya sahiptir. Tohumlar çok büyük boyutlardaki etli kısmın içerisinde yetişir. Su kenarları boyunca yetişen bu bitki şiddetli yağmurlarla taşınarak Atlantik Okyanusu'na kadar ulaşır. Bu şekilde yıllar süren yolculuklarına çıkan tohumlar, Avrupa'ya, Meksika Körfezi'ne ve Florida'ya kadar giderler. Ve ulaştıkları yerde yeni bir bitki olarak yetişirler.

Nasturtium (tere) benzeri bitkilerin tohumları hidrofob (su geçirmeyen) bir cila ile kaplıdır. Bu cila, onların suyun yüzey gerilimini kullanmalarını ve dolayısıyla batmamalarını sağlamaktadır. Bu sayede bitkilerin tohumları ırmakları yüzerek geçebilmektedir.

Su yoluyla üreyen bitkilerdeki en önemli özellik, tohumların tam karaya ulaştıkları zaman açılmalarıdır. Aslında bu son derece ilginç ve istisnai bir durumdur çünkü bilindiği gibi bitki tohumları genellikle suya değdikleri anda çimlenmeye başlarlar. Ama bu durum söz konusu bitkiler için geçerli değildir. Tohumlarını suyla taşıyan bitkiler özel tohum yapıları sayesinde bu konuda ayrıcalıklıdırlar. Eğer bu bitkiler de diğerleri gibi suyu görür görmez hemen çimlenmeye başlasalardı, soyları çoktan tükenmiş olurdu. Oysa yaşadıkları şartlara uygun mekanizmaları sayesinde bu bitkiler varlıklarını rahatlıkla sürdürebilmektedir.

Bu hassas hesap ve ölçülerin tümü, tohumları yaratan, onların her türlü ihtiyaçlarını ve özelliklerini bilen, sonsuz akıl ve bilgi sahibi olan Allah’tır.